Uğur TASLAK

Sağlık olsun, maksat iyilik yayılsın!



Çok haklıyım, hep ben haklıyım, çok mutlu olmalıyım!?

Metnin Özeti : “Bu detaylı blog yazımızda, haklı olmak ve mutluluk arasındaki karmaşık ilişkiyi keşfedeceğiz. Giriş bölümünde, haklılık ve mutluluğun nasıl birbirine bağlı olabileceğini ve bu ikisinin gerçekte ne kadar uyumlu olduğunu tartışacağız. Ardından, vücudumuzun haklı olduğumuzda nasıl tepki verdiğini ve bu durumun duygusal ve fiziksel sağlığımız üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz. Simbalist yaklaşımını ve bu yaklaşımın bireysel ve toplumsal yararlarına değineceğiz. Ayrıca, bilişsel çarpıtmalar ve bu çarpıtmaların karar verme süreçlerimiz üzerindeki etkilerini ele alacağız. Yazının ilerleyen bölümlerinde, mutluluk kavramı ve toplumsal standartların bu kavrama etkisi üzerine derinlemesine bir tartışma yürüteceğiz. Harvard Üniversitesi’nin uzun süreli çalışmasından elde edilen bulguları inceleyerek, mutluluğun gerçek kaynaklarını ortaya koyacağız. Son olarak, haklı olma ihtiyacının bireysel ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkilerine bakacağız. Bu zengin ve düşündürücü yazı, kişisel gelişim, toplumsal etkileşim ve mutluluğun peşinde koşan herkes için değerli bir kaynak olabilir.”

Hep haklıyım, çok mutlu olmalıyım! Bu düşünce, haklılık ve mutluluğun birbirine bağlı olduğunu varsayar. Ancak, haklılığın beklenen getirisi ya da faydası gerginlik yönlü olduğunda, bu durum sorgulanmalıdır tabi. Her eylemimiz, arzuladığımız ve tasarladığımız bir düşüncenin ürünüdür. Günlük eylemlerimizi gözlemleyerek, onları tetikleyen düşünceleri keşfedebiliriz. Böylece, her durumda asıl kontrolün bizde olduğunu anlarız. Manipülatif başlangıçlar da dahil, karar sürecinde bizler bilinçli ya da bilinçsizce yer alırız. Bu gerçeği kabullenmek, hayatımızı yönetme gücümüzü ve planlama becerilerimizi artırır.

Doğruluk ve mutluluğun ilişkisi çoğu zaman kabul edilir. İnsanız ve haklı olma isteğimiz, egomuzun etkisi altında şekillenir. Egomuz, bizi biz yapan ve motivasyonumuzu artıran bir güçtür. Ancak aşırı ego ise, hayali görülerimizi artırabilir. Bu karmaşık konuya, başka bir yazımda ayrıca değinmiştim. Doğruluk kavramının göreceli doğası, zaman ve koşullara bağlı olarak değişebilen, toplumun çoğunluğunun kabul ettiği bir gerçeklik olarak görülebilir.

Bu kaotik dünyada, doğrularımızın değişebileceğini kabul etmek zor olabilir. Haklı olduğumuzu iddia ederken ve bu iddiamızla mutlu olmaya çalışırken, neden bu kadar zorlandığımızı sorgulamalıyız. Haklı olmak bizim için gerçekten bu kadar önemli mi? Ve haklılığımızı ispatladıktan sonra, elde ettiğimiz veya elde etmeye çalıştığımız şey, pek çok şeyi feda etmeye değer mi?

Haklı olduğumuzu hissettiğimizde bedenimiz bu duyguyu çeşitli şekillerde yansıtır. Kalp ritmimizin hızlanması, nefes alışverişimizin değişmesi ve kaslarımızda gerginlik hissetmemiz bu durumun fiziksel belirtileridir. Yüzümüzün ısınması ve sindirim sistemimizdeki değişiklikler de haklılık hissinin ve iç dünyamızın karmaşık duygusal haritasının göstergeleri arasındadır.

Haklı olduğumuzu hissettiğimiz anlarda, sırtımızda bir ürperme ve göğsümüzde bir kabarma hissi yaşayabiliriz. Bu, içsel otorite ve kontrol hissiyle birleşen, doğruyu savunmanın ve kabul ettirmenin getirdiği memnuniyet ve rahatlama duygusudur. Ancak bu durum, kişisel iç dengeyi sarsabilir ve bizi sosyal çevremizden uzaklaştıracak bir üstünlük hissine sürükleyebilir. Bu sebeple, haklılık hissinin duygusal karmaşası, derin bir öz-değerlendirme yapmamıza neden olabilir.

Simbala yaklaşımını inceleyelim. Simbalistler, her eylemin karşılıklı yarar ve evrensel katkı ilkelerine dayalı olmasını savunur. Bir eylem yalnızca bize fayda sağlıyorsa ve başkalarına herhangi bir yarar sunmuyorsa, bu durumda en azından onlara zarar vermemesi; etkisinin nötr kalması gereklidir.

Bazen, sahip olduğumuz bilgilerin ışığında her şeyi bildiğimizi düşünme eğiliminde olabiliriz. Bu durum, diğer insanların fikirlerini yalnızca kişisel görüşler olarak algılamamıza ve bu fikirlerin geçerliliğini sorgulamamıza sebep olabilir. Geçmişte, her şeyi bildiğimi düşündüğüm zamanlar olmuştur, fakat artık bu hissi daha seyrek tecrübe ediyorum. İnanmak ya da inanmamak, bilinçli bir seçim olmalı ve bu seçimlerimiz kişisel tercihlerimizin bir yansıması olmalıdır. Benim kişisel amacım, hayatımda az maliyetle çok fayda sağlayacak ürünler ve çözümler bulmak ve bu faydaları başkalarıyla paylaşmaktır. Sizin de benzer yönde hedefleriniz var mı, merak ediyorum?

Ego ve iletişim üzerine kapsamlı bir inceleme yapılabilir. Sürekli haklı olma ihtiyacı, egomuzun gölgesinde bir çaba olarak değerlendirilebilir. İletişimde egomuzun aşırı katılımı, ifademizi ve diğerlerine karşı tutumumuzu olumsuz yönde etkileyebilir. İletişimdeki ego mücadelesini aşmak, her birimizin ego sahibi olduğunu anlayarak ve kabul ederek mümkündür. Diğerlerinin kendine has bakış açılarına saygı duymak, iletişimimizi zenginleştirir ve bizi daha bütünlüklü bireyler yapar.

İletişimde egonun yarattığı katılığın yerine empati ve esnekliği getirmek, yaşam kalitemizi doğrudan etkiler. Empati ile yaklaşım sayısız karşılıklı fayda sunar ve iletişimde çatışma yerine anlayışın kapılarını açar. Başkalarının bakış açılarını kendi perspektifimize dahil etmek, iletişimimizi daha anlamlı ve etkili kılar. Diğerlerine değer vermek, kendimizin değerini artırır; zira bu, kendi anlayışımızı genişletir.

Bilişsel çarpıtmalar, gerçekliğimizi ve düşünce şeklimizi etkileyen sistematik hatalardır. Karar verme süreçlerimizde ve yeni bilgilerle karşılaştığımızda bu çarpıtmalar belirginleşir. Bazı örnekler:

Kendini Doğrulama Yanlılığı: İnsanlar genellikle kendi inanç ve varsayımlarını destekleyen bilgilere ve kişilere yönelirler. Bu yanlılık, karar verme süreçlerimizi daha az objektif yapabilir ve alternatif görüşleri göz ardı etmemize sebep olabilir. Kendini doğrulama yanlılığı, mevcut inançlarımızın pekişmesine ve yeni bilgilere kapalı olmamıza yol açabilir. Kısaca etrafına şakşakçıları toplamak ve sürekli kendini onaylatmak bu konuda verilecek iyi bir örnek olabilir.

Bilişsel Disonans: Mevcut inançlarımızla çelişen yeni bilgilerle karşılaştığımızda yaşanan psikolojik rahatsızlık durumudur. Bu, kişinin kendi görüşlerini savunma eğilimini artırabilir ve farklı görüşleri kabul etme olasılığını azaltabilir. İnsanlar genellikle disonansı azaltmak için bilgileri değiştirir, göz ardı eder veya reddederler. Bu konuyu da her halde şu tanım daha iyi açıklayabilir. “Kimileri YAPAR, kimileri BAKAR, kimileri de HAYRET eder.” Yapan kişi dışında kalanlar, genellikle yapmaya kalkıp uğraşmaktansa, engel olmaya, negatif eleştiriye, inkara varan gergin ve sert tutum takınabilirler.

Sürekli Haklı Olma İhtiyacı: Bu ihtiyaç, kişisel gelişime engel teşkil edebilir. Birey, hatalarından öğrenme ve yeni perspektifler kazanma fırsatlarını kaçırabilir. Bu durum, kişinin kendi hatalarını ve zayıflıklarını kabul etmesini zorlaştırır ve öz-farkındalık ile empati gelişimini engeller. Fikirlerin sürekli olarak doğru kabul edilmesi gerektiği inancı, diğer insanlarla işbirliğini ve verimli diyalogları sınırlayabilir.

Bu kavramlar, insan davranışlarını ve düşünce süreçlerini anlamada önemli bir rol oynar. Kişisel gelişim yolculuğumuzda, bu tür çarpıtmaların farkında olmak, sağlıklı kararlar almamız için kritik önem taşır.

Haklı olmak ve haklı çıkmak, şüphesiz güzel hislerdir. Ancak, kişisel gelişim ve mutluluk kavramları da göz önünde bulundurulmalıdır. Kendi hatalarımızı ve kusurlarımızı kabul etmenin getirdiği özgürlük önemlidir. Eylemlerimizin sonuçları egomuzu etkileyebilir ve bu etkinin şiddeti, o anki bakış açımıza ve hislerimize bağlıdır.

Farklı görüşlerden öğrenme ve büyüme fırsatları her zaman mevcuttur. Ancak, sürekli haklı olmaya çalışmak her zaman faydalı olmayabilir. Haklı olmak bir yana, haklılığın ispatı bir süreçtir ve bu sürecin sonunda elde edilen haz ve fayda, süreç boyunca yaşanabilecek gerginliklerin yol açtığı fiziksel ve duygusal değişimlere değmeyebilir. Mutluluğun, haklı olmaktan ziyade içsel barış ve kabullenişle daha yakından ilişkili olduğunu düşünmek daha faydalı olabilir.

Kişisel mutluluğa giden yollar çeşitlidir ve herkes için farklı olabilir. Almanya’da yapılan bir araştırmada, katılımcıların mutluluk stratejileri incelenmiş ve sosyal stratejileri benimseyenlerin, örneğin aile ve arkadaşlarla zaman geçirme veya insanlara yardım etme gibi aktivitelerle uğraşanların, yaşam memnuniyetlerinde artış olduğu gözlemlenmiştir. Buna karşılık, bireysel hedeflere odaklananlar, mesela sağlıklı yaşam veya daha iyi bir iş bulma gibi, yaşam memnuniyetlerinde anlamlı bir artış göstermemişlerdir. Bu çalışma, sosyal bağlantıların ve ilişkilerin kişisel mutluluk üzerinde önemli bir etkisi olduğunu göstermektedir.

Toplumun mutluluk üzerindeki etkisi de göz ardı edilemez. Harvard Üniversitesi’nin yaptığı uzun süreli bir çalışma, mutluluğun para veya şöhretten ziyade, insanlarla olan ilişkilerimize bağlı olduğunu ortaya koymuş. Araştırmaya göre, güçlü sosyal bağlantılara sahip bireyler, zihinsel ve fiziksel olarak daha yavaş bir gerileme yaşamışlar.

Toplumsal standartlar bazen mutluluğu zor bir hedef haline getirebilir. Belirli yaşam aşamalarında elde edilecek bir sonuç olarak görülen bu standartlar, mutluluğa ulaşmanın tek yolu olmadığını vurgulamamız gerektiğini gösteriyor. İnsanlar, medyanın ve toplumun beklentilerine uymaya çalışırken mutluluğu ihmal edebilirler.

Sonuç olarak, haklı olmanın mutlulukla doğrudan ilişkisi kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Toplumsal ve kişisel değerler, öncelikler ve yaşam biçimi, bu ilişkinin nasıl algılandığını etkiler. Sürekli haklı olma arayışının toplumsal diyalog ve uzlaşıya sınırlayıcı bir etkisi olabilir. Bu durum, bireysel ve toplumsal ilişkilerdeki uyumu zorlaştırabilir ve bireylerin sosyal bağlarını ve dolayısıyla mutluluğunu etkileyebilir.

Haklılığı ispat etmek ve sürece katlanmak, eğer gerçekten ihtiyaç duyduğumuz bir şeyse, bu ihtiyacı karşılamak mutluluk sağlayabilir. Ancak, sadece haklı olmaya çalışmaktan ziyade, durumu değerlendirmek ve olaylar üzerine düşünmek daha faydalı olabilir. Zira, yaşam akışı içerisinde ilgi alanlarımızı kendimiz şekillendiriyoruz ve bu nedenle, bir durumun ilgi alanımıza düşmesi, yani düşünüp kurguladığımız düşüncelerin ilgi alanımızda beliriyor olması oldukça muhtemeldir. Bu bağlamda, her olaydan ders çıkarmak ve tecrübe kazanmak önemlidir.

“Haklı Olmak veya Mutlu Olmak” temasını temsil eden bir görsel. Bu tasvirde, bir kişinin silueti iki zıt dünya arasında yer alıyor: bir yanda mutluluğu simgeleyen sıcak renklerle dolu parlak ve neşeli bir sahne, diğer yanda ise haklı olmayı simgeleyen soğuk tonlarla çizilmiş sert bir manzara yer alıyor. İki taraf arasındaki kontrast, haklı olmak ile mutlu olmak arasındaki seçimi temsil ediyor.

İçerik, Doğal ve Yapay Zekanın ortak çalışmasıdır.



Yorum bırakın

KISACA HEDEFİM

Öğrendiklerimi paylaşmayı, paylaştıkça daha fazlasını öğrenmeyi ve Simbala İyilik Enerjisi ile insanların kendi sihirli dünyalarındaki eşsizliği sağlamalarına yardımcı olmayı hedefliyorum. Simbala, çözüme yönelik bir disiplin ve benzersizlik arayışında olan herkesin hayat kalitesini yükseltme ve kendini keşfetme yolculuğuna rehberlik etmek için burada.

Haber bülteni