Uğur TASLAK

Sağlık olsun, maksat iyilik yayılsın!



Bakış Açısı Serisi : Oyunlaştırma Teorisi


Hayatınızdaki en büyük oyun nedir?
Peki bu oyunu daha önce hiç başka bir bakış açısıyla oynadınız mı?

Farklı bir perspektifin, oyundan aldığınız tatmini ve sonuca ulaşmanızı tamamen değiştirebileceğini biliyor musunuz?

Bu içerikte, yaşamda dengeyi sağlama ve bakış açısı geliştirme üzerine finansal alegorilerle yeni bir yaklaşım sunuyorum. Serinin üçüncü bölümündesiniz. Seriyi baştan sona takip etmek, düşüncelerinizi genişletip yaşamınızda daha fazla denge kurmanıza yardımcı olabilir.

Bu konu için yeni bir örnek verelim: Yeni bir cep telefonu satın aldığınızı düşünelim. Bu telefon için 15.000 TL ödüyorsunuz. Bu, cebinizden çıkan bir giderdir. Ancak telefonun maliyeti, sadece ödediğiniz parayla sınırlı değildir. Eğer bu telefon sayesinde işlerinizi daha hızlı yapıyor, daha iyi fotoğraflar çekiyor veya sosyal medyada daha etkili içerikler üretiyorsanız, telefonun maliyeti, ödediğiniz paradan daha düşük hissedilebilir. Ancak ekranı kırılırsa ve yüksek tamir masrafları ortaya çıkarsa, bu durumda telefonun maliyeti sizin için olduğundan daha yüksek hissedilebilir.

Bu içerikte “Oyunlaştırma Teorisi” üzerinden bakış açısı geliştirmeyi konuşacağız. Düşüncelerimi sizlerle paylaşarak bu konuyu birlikte geliştirmeyi umuyorum.

Hepimizin bildiği oyunlar… Yaşamımızın her evresinde, farkında olarak ya da olmadan, sürekli oyunların içinde yer alıyoruz. Oynuyoruz, ancak çoğu zaman bunun farkında değiliz.

Çocukken evcilik oynarız; büyüdüğümüzde ise bu oyun, evliliğe dönüşür. Küçükken kovboyculuk oynarız; büyüdüğümüzde ise iş dünyasında büyük sorumluluklar alıp, sürülerin sahipleri olabiliriz.

Kısacası, oyunlarımız çocukluktan yetişkinliğe kadar devam eder, sadece isimleri değişir. Ancak yetişkin olduğumuzda bu oyunlara ‘gerçek’ demeye başlarız.

Fark ne mi? Bence aramıza parayı sokmamız olabilir. Paranın burada bir suçu yok, çünkü o en kolay takas aracıdır ve medeniyetlere büyük katkılar sağlamıştır. Ancak parayı devreye soktuğumuz andan itibaren, oyunun verimini ya da tatmin seviyemizi ölçmeye başlarız. Bu da bizde kaygılar yaratabilir.

Nitekim, “Zenginin havası, zengini görene kadardır” derler. Ölçü para olunca, tatmin sınırları sürekli genişleyebilir ve rakamların sonsuzluğunda kaybolabiliriz.

Peki ne yapmalı?
Ben, sınırlarımızı belirleyip onlara sadık kalmanın faydalı olacağına inanıyorum.

‘Oyunlaştırma Teorisi’ nedir? diye sorarsanız, oyunlaştırma; oyun öğeleri ve oyun tasarımı tekniklerini, oyun dışı alanlara uygulayarak insanları motive etmeyi ve davranışlarını yönlendirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır.

Bu yöntem, iş dünyasında, eğitimde, kişisel gelişimde ve daha pek çok alanda katılımı artırmayı, performansı iyileştirmeyi ve hedeflere ulaşmayı kolaylaştırır. Sizce günlük hayatınızda, hangi aktiviteleri yeniden bir oyuna dönüştürebilirsiniz? Mesela, ev işlerini, puanlı bir sisteme dönüştürmek nasıl fikir?

Ben de bu seride, oyunlaştırmayı kullanarak hem hayatın dengesi hem de bilanço dengesine dair benzetmeler yaparak her iki alanda da ilgi uyandıracak içerikler sunmayı hedefliyorum.

Hayat, aynı oyunların farklı dönemlerde, farklı kişiler tarafından, farklı bakış açılarıyla oynandığı bir alan mıdır?

Niye soruyorum bunu? Çünkü gözlemlediğim kadarıyla, büyük bir grup insan, aynı oyunları farklı şekillerde oynamaya eğilimliyken, daha küçük bir grup ise yeni oyunlar kurgulamakla meşgul. Siz bu konuda ne düşünürsünüz?

Serinin diğer içeriklerinde, Gelir Tablosu ve Bilançonun Aktif-Pasif yapısı üzerinde kısaca durmayı hedefliyorum. Bu içerik, bu konulara geçmeden önce, serinin diğer bölümleriyle bağlantıyı sağlamak adına, bir ara içerik olarak tasarlandı.

Gelir Tablosu nedir?
Gelir Tablosu, bir işletmenin belirli bir dönemde elde ettiği gelirler ile bu gelirleri elde etmek için katlandığı giderlerin detaylı şekilde gösterildiği finansal bir tablodur.

İşletmenin kâr ya da zarar durumunu ortaya koyar ve mali performansını ölçer. Elde edilen kâr ya da zarar, ödenecek vergiye dayanak oluşturur.

Bu tanımı kişisel hayatımıza indirgersek, kendi bireysel Gelir Tablomuzu oluşturmuş oluruz. Tıpkı bireysel vergi mükelleflerinin yaptığı gibi, herkes kendi finansal dengesini görmek amacıyla bu tür bir çalışma yapabilir.

Halk arasında, “Dönüp bir arkaya bakmak lazım” derler. Bu düşünce, Gelir Tablosu ve Bilançonun var oluş mantığı ile benzer bir yapıya sahiptir.

Ben, bireysel olarak yapabileceğimiz amatör Gelir Tablosu çalışmalarından bahsetmek istiyorum. Çünkü her konu derinleştikçe karmaşık bir tat verir. Ben de tanımları basit bir dille anlatmaya çalışıyorum. Eğer konunun detaylarıyla ilgileniyorsanız, alanın üstatlarını ve profesyonellerini takip etmenizi öneririm.

Gelir Tablosunu daha detaylı şekilde inceleyeceğim, ancak en basit tarifiyle şu şekildedir: Belirli bir dönemde, örneğin aylık olarak, elde ettiğimiz tüm gelirlerden bu gelirleri elde etmek için yaptığımız tüm giderleri çıkarırsak, kâr mı, yoksa zarar mı oluştuğunu görebiliriz.

Kişisel Gelirlerimizden Kişisel Giderlerimizi çıkararak denge noktasını bulduğumuzda, kişisel Gelir Tablomuzu oluşturmuş oluruz. Hatta bir adım ileri giderek, bir sonraki ayın Gelir Tablosunu önceden yaparak olası kâr ve zararı öngörebilir, böylece kişisel bir bütçe de hazırlayabiliriz.

Gelir Tablosu, tıpkı Bilançonun Aktif ve Pasif dengesi gibi olmalıdır. Hesaplandığında ve düzenlendiğinde Bilanço ve Gelir Tablosu arasındaki denge kurulmalıdır. Daha basit bir ifade ile her iki tablo da kendi içinde ve birbiriyle uyumlu bir denge noktası sağlamalıdır.

Tıpkı hayatın kendisi gibi, Bilanço dengeyi Kâr ve Zararın oluşma durumu ile sağlarken, bireysel dengemiz de kazanımlarımız ve kayıplarımızla belirlenir. Hayatta da kazançlar ve kayıplar vardır. Eğer hala nefes alıyorsak, hayattayız demektir ve bu durumda “bir şekilde dengede kalmayı başarmışızdır.”

Bu ay için kendi gelir tablonuzu oluşturmayı deneyin. Bakalım neler fark edeceksiniz?

Ancak, sağladığımız dengenin hangi yöne doğru olduğu önemlidir. Dengedeyiz, ama hangi yönde dengedeyiz ve doğru yöne mi ilerliyoruz?

İşletmeler, kendilerini bu yollarla ölçerek hangi yönde gittiklerini görüp, gelecek için öngörülerde bulunarak, beklentilerine uygun bir disiplin sağlamak isterler.

Bilanço
Bilanço, bir işletmenin belirli bir tarihteki varlıklarını, borçlarını ve öz sermayesini gösteren finansal bir tablodur. Bilançonun iki ana bölümü vardır: Aktifler (varlıklar) ve Pasifler (kaynaklar).

  • Aktifler, sürekli hareket halindedir; durmaya çalışsalar bile sabit kalmaları zordur. İşletmenin sahip olduğu nakit, alacaklar, stoklar, ekipmanlar, binalar, tesisler gibi varlıkları ifade ederler.
  • Pasifler ise işletmenin borçlarını ve öz sermayesini gösterir. Yani bu faaliyetlerin yürütülmesini sağlayan kaynakların, yani paranın kimin olduğunu gösterir. Kendi paramızı mı kullanıyoruz? Yoksa borç mu alıyoruz?

Bu konu, alt başlıklara ayrıldıkça, size ne kadar derinlik gerekiyorsa, o kadar kök salar. Borçlar, işletmenin dışarıya karşı olan yükümlülüklerini temsil eder; öz sermaye ise işletme sahiplerinin şirkete sağladığı fonlardır.

Bilançonun temel kuralı, aktiflerin toplamının pasiflerin toplamına eşit olmasıdır. Bu denge, işletmenin mali yapısını, yani kâr ve zarar dengesini anlamamıza yardımcı olur.

Ya da,
Yin ve Yang, Çin felsefesinin temel kavramlarından biridir ve evrendeki tüm zıt güçlerin dengesi ve uyumu üzerine kuruludur. Yin ve Yang, karşıt özelliklere sahip iki enerji olarak düşünülür ve bu iki enerji evrenin düzenini sağlar.

Yin, karanlık, dişil, pasif, soğuk ve içsel olanı temsil ederken, Yang, aydınlık, eril, aktif, sıcak ve dışsal olanı temsil eder.

Bu iki enerji sürekli bir etkileşim içindedir ve birbirini tamamlar. Yin ve Yang, her birinin içinde diğerinden bir parça taşıyarak, dengenin ve döngüselliğin önemini vurgular. Bu felsefeye göre, dengeyi koruyarak harmoni ve uyum sağlanabilir.

Denge konusunu hangi açıdan ele alırsak alalım, biz yaşıyor olduğumuz sürece zaten hep dengede olacağız. Ancak dengeyi nerede bulduğumuz, bunu nasıl sağladığımız ve sürdürdüğümüz çok önemlidir.

Buna bedenimizden örnek vererek içeriği tamamlamak istiyorum.
Beden, önce bizi uyarır: sivilce çıkar, ağrı yapar, canımız acır, aksarız, öksürürüz. Beden, hafiften başlayıp sinyaller gönderir ve biz bu mesajlarla ilgilenmezsek, en sonunda bizi en ileri aşamaya kadar uyarır.

Bu sinyalleri duymak ve önemsemek bize kalmış. İster Yin ve Yang diyelim, ister bilanço kâr ve zararı, her zaman bir denge vardır ve hep de var olacaktır. Önemli olan, dengeyi hangi noktada bulduğumuz, onun yönünü nasıl tayin ettiğimiz ve mevcut dengeyi kendi isteğimize uygun kurup kurmadığımızdır. Asıl mesele bu sorunun cevabındadır.

Hayatınızda dengesizlik hissettiğiniz bir alan var mı?


Bu dengesizliği nasıl fark ettiniz?

Hayat, sürekli bir denge oyunudur. Önemli olanı tekrar yineleyelim, bu dengeyi nerede bulduğumuz ve nasıl sürdürdüğümüzdür. Finansal alegoriler ve oyunlaştırma teorisi, bu dengeyi anlamamıza ve yönetmemize yardımcı olabilir.

Unutmayın, her gün yeni bir oyun başlar. Oyunu nasıl oynayacağınız size kalmış!

Bir sonraki içerikte görüşmek üzere! Hoşça kalın!

İçerik Doğal ve Yapay Zekanın ortak çalışmasıdır.



Yorum bırakın

KISACA HEDEFİM

Öğrendiklerimi paylaşmayı, paylaştıkça daha fazlasını öğrenmeyi ve Simbala İyilik Enerjisi ile insanların kendi sihirli dünyalarındaki eşsizliği sağlamalarına yardımcı olmayı hedefliyorum. Simbala, çözüme yönelik bir disiplin ve benzersizlik arayışında olan herkesin hayat kalitesini yükseltme ve kendini keşfetme yolculuğuna rehberlik etmek için burada.

Haber bülteni